Gaffar Okkan, iki küçük otomobil aldı, mavi-beyaza boyattı ve ikişer kadın polis görevlendirdi. Bir otomobil, kaybolan çocukları toplayıp ailelerine teslim ediyor; diğeri de yürümekte zorlanan yaşlılara yardım ediyordu. Havaalanında görevli kadın polisler, yaşlı yolcuların bilet işlemlerini yaptı, onları uçağa kadar götürdü. Havaalanına tekerlekli sandalye aldırdı. Okkan'ın ilklerinden biri de şehrin kritik noktalarına kurdurduğu kameralardı. Gece yarılarına kadar makam odasındaki dev ekranda Diyarbakır sokaklarını gözlerdi.
Ali Gaffar Okkan, Diyarbakır'a geldikten iki gün sonra polis telsizinden "3310 Merkez! 2 gündür şehir merkezinde geziyorum ve görüyorum ki arkadaşlarımız, görevlerinin bilincinde değil. Bu, size ilk ve son uyarım!" şeklinde bir anons geçti. Bu anons, Okkan'ın giden emniyet müdürlerinin hiç birine benzemediğinin bir kanıtıydı.
İlk somut icraatı ise Diyarbakır'da Emniyet Müdürlüğü makamına Ali Gaffar Okkan oturana kadar Emniyet Müdürlüğü'nün önündeki sivillere kapalı olan caddeyi açtırması oldu.
Diyarbakır'ın en karışık, en dumanlı ve sancılı döneminde göreve geldiğinde Diyarbakır polisi 'masa başı' görev yapmayı tercih ediyordu. Dışarı çıkmak, polis için tehlike olarak görünüyordu. Bu durum karşısında "Kimden korkuyoruz?" diyerek masa başında oturan tüm polisleri, kadın-erkek ayrımı yapmaksızın sokağa döktü. Okkan, sokağa çıkardığı polislere "Vatandaşa nazik ve şefkatli davranın!" uyarısında bulunmuştu.
Diyarbakır halkı, o dönemlerde Diyarbakır sokaklarında üniforması ile gezen polis görmeye alışkın değildi. Halk, polisi panzer ve coptan ibaret sanıyordu. Oysa yeni emniyet müdürü, Diyarbakır halkına polisin sıcak yüzünü göstermeye kararlıydı. Yeni emniyet müdürünün, alışkın olmadıkları bu tavırları onları çok şaşırtıyordu. Bazı çevreler, devletin bilinçli olarak Okkan'ı gönderdiğini düşünüyordu. Eski Emniyet Müdürlerini neredeyse hiç görmeyen kent halkı, Okkan ile sık sık karşılaşıyordu. Diyarbakır halkı, Gaffar Okkan'ı tanıdıkça sevmeye başlamıştı. Mesaisinden arta kalan zamanı halkla iç içe geçiriyordu.
Gaffar Okkan, halkın güvenini kazanarak hedefleri doğrultusunda onları inandırmayı kısa sürede başarmıştı. Okkan, "Biz halk için varız. Bana 'orda halkın canını, malını, namusunu koru' dediler. Onun için geldim." diyordu.
Diyarbakırspor'un o dönem durumu kötüydü. Okkan, Diyarbakırspor'un neredeyse hiçbir maçını kaçırmadan takip ediyordu. Maçlarda, emniyet müdürü değil de takım başkanı gibi takımla ilgileniyor, oyuncular gol attıklarında gelip onlara sarılıyor, eline bayrak alıp statta tur atıyordu.
Okkan, halkla ilişkilerinde gösterdiği "toplum mühendisi" tarafını meslek hayatında da devam ettiriyordu. Örneğin; 10 araçla ekip kuruyor, ekibi üçe ayırıyor. Biri sakatlar, biri yaşlılar, biri de sokak çocuklarıyla ilgileniyordu. Hava alanında da bir araç bekletiyordu. Bazılarının deyişiyle, 'üstüne vazife olmayan' işlerle de ilgileniyordu. Yaşlı ve sakatları evlerine bıraktırıyor, bir yandan da polis olduğunu unutmuyordu. Diyarbakır'daki puslu havanın içerisinde terör örgütleriyle mücadele ediyordu. Hedefinde, yıllardır bölge halkına korku saçan Hizbullah terör örgütü vardı. Bölgede, örgüte karşı başarılı operasyonlara imza atıyordu.
Okkan, görevini en iyi şekilde yapmaya çalışırken kendi sonunu hazırlıyordu. Sorgulanan militanlar, suikast planları yapıyordu. Hatta bir Diyarbakırspor maçında Okkan'ı vurma planı yapmışlardı. Çevresindeki sevgi selinden korkan örgüt, bu fikirden vazgeçmişti. Çevresi ve arkadaşları, Okkan'ı "zırhlı araca" binme konusunda sık sık uyarmaya başlamıştı. Fakat o korkmuyor ve zırhlı araca binmeyi, "Ben zırhlı araca binersem vatandaş ne yapacak?" diyerek reddediyordu.
Ölümünden kısa bir süre önce Hizbullah'ın tetikçi listesini açıklamıştı. Ölümünden 45 dakika önce ise bir gazeteciye verdiği röportajda, Hizbullah'tan korkmadığını söylemişti.
24 OCAK: DİYARBAKIR YAS TUTUYOR
24 Ocak 2001 günü saat 17.40 sıralarında makamından valilik binasına makam aracıyla seyir hâlinde iken, Sezai Karakoç Bulvarı üzerinde Et Balık Kurumu ile Eflâtun Park arasında, kimliği belirsiz kişilerce pusuya düşürülerek açılan ateş sonucu, 5 koruması ile birlikte olay yerinde şehit edildi. Ali Gaffar Okkan'ı şehit edenler, emin olmak için aracın kapısını açıp birkaç el de yakından ateş etti.
Olayı duyan sevenleri, hastaneye akın etti. Teröristler, ona ve silah arkadaşlarına yaşam şansı vermeyecek şekilde saldırmıştı. "3310 Merkez!" anonsuyla başlayan Ali Gaffan Okkan efsanesi, yardımcısı Serdar Irmak'ın "3325 Merkez! Sayın 3310 şehit oldu! Teşkilatımızın başı sağ olsun…" anonsuyla son buldu.
Cenaze töreninde on binlerce Diyarbakırlı, teröre lanet okuyarak yürüdü. Gözyaşları sel oldu. "Gaffar'a uzanan eller kırılsın, katiller bulunsun, hesap sorulsun!" sesleriyle Diyarbakır inliyordu. Polisle arası iyi olmayan Hadep İnsan Hakları Derneği bile kınama mesajları yollamış, kentte esnaf kepenklerini indirmiş, minibüsler müzikleri susturmuştu. Diyarbakır'da 7'den 70'e herkes yas tutuyordu.