|
 |
 |
 |
|
|
 |  |

Hangi Washington ve hangi Ankara?
Dünyanın herhangi bir hükümetinin sözcüsü, uluslararası önemli bir konuda açıklama yapınca, gazeteler onun sözlerini bulunduğu başkentin adına yapıştırarak verir. Örneğin önceki gün ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Sean McCormack, PKK ile mücadelede, Irak'taki çokuluslu güçlerin, Irak hükümetinin ve Türk hükümetinin bir araya gelerek, istihbarat paylaşmasını ve Türk halkına yönelik bu terör tehdidine ortak çalışmayla karşılık vermesini desteklediklerini söyledi. Bu haberin gazete başlığı ise genellikle şu şekilde oldu: -Washington Türkiye'ye "Tek başınıza müdahale edemezsiniz" dedi. Aynı şekilde Türkiye'deki bir sözcü de benzer bir açıklama yaptığında, dünya basını mesela "Ankara'nın sabrı tükeniyor" benzeri başlıklarla haberi okurlarına duyurmaz mı? Aslında bir başkentin adını vererek bir ülkenin görüşünün belirtilmesi, medyatik bir kolaycılıktır. Çünkü dünyadaki her ilgili ve bilgili, bir başkentte birden fazla eğilimin var olduğunu ve "Resmi görüş" diye bir şey açıklansa bile, bunun o başkentteki görüşlerden sadece biri olduğunu ve "Son söz" olmadığını bilir.
HANGİ WASHİNGTON Örneğin şu anda Washington'da tam bir kafa karışıklığı ve kararsızlık var. Çünkü Başkan Bush da, muhalefetteki Demokratlar da, Irak'tan zarif biçimde nasıl çıkılabileceğinin yolunu bulamadılar. Bu nedenle sık sık Vietnam Serüveni'ne göndermeler yapılabiliyor. Irak'taki bir zorunlu çekilişin, tüm bölgeyi etkileyecek çekilişlere dayanacağı seslendirilerek "Domino Teorisi Sendromu" belirtileri sergileniyor. Bu kafa karışıklığının sonucu olarak Neo-conlar gözden düştü. Savunma Bakanı Rumsfeld'i emekli generaller sıkıştırmakta. Wolfowitz, Dünya Bankası'na kaydırıldı. Bush her ağzını açtığında Amerikan medyası bunu "Gaf" şeklinde veriyor. Ancak Amerika'daki anayasa anlayışı onlar açısından bir temel içgüdü haline dönüştüğü için, kimse Bush yönetiminin meşruiyetini tartışmıyor. DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar'ın seslendirdiği "Bizim muhalefetimiz Habur' dan öteye geçmez" sloganı var ya. İşte ABD anayasal demokrasisinin temel ilkesi de budur. Ama biliyoruz ki ABD bir "Geçiş ve arayış dönemi" içinde. Bir başka deyişle, Washington dokuz doğuruyor şu sırada. Aynı şekilde Ankara da sayısız güç odağı, siyasetin her türlü yöntemini kullanarak birbirleriyle mücadele etmekteler. Bu modelin ABD'dekinden farkı, kimsenin yeni seçimi bekleyecek sabrı yok. Bazıları Washington'un bu iktidarı izole etmesini bile bekliyor. Yani bazıları için muhalefetin sınırları, Türkiye'nin sınırlarından öteye de geçmekte.
HANGİ ANKARA Gerçekçi olmayı denersek, hangimizin aklına "Ankara" denilince tek bir ortak görüş geliyor? Hükümet mi, Çankaya mı, Genelkurmay mı?.. Daha dün, Şemdinli İddianamesi dolayısıyla "Sivil darbe" çeşitlemeleri yapmadık mı? Bir generalin özel hayatını kimlerin dinleyebileceğini nasıl tartıştığımızı hatırlamıyor muyuz? Sınır dışı bir operasyon olacaksa buna "Hangi Ankara"nın karar vereceği meselesi de, dış dünya açısından farklı yorumlara neden olmuyor mu? Nitekim gazetelerde dün yayınlanan Deutsche Bank analizinde, "Muhtemel bir Kuzey Irak harekatı için Silahlı Kuvvetler'in komuta kademesinde görev değişikliğinin yaşanacağı ağustos ayının sonuna kadar bekleme ihtimali bulunduğu ve bundan sonra geniş kapsamlı yurtiçi ve sınır ötesi operasyon başlatılabileceği" vurgulanmıyor muydu? Deutsche Bank'ın uzmanları açısından "Ankara"nın gündeminde "Komuta kademesinin belirlenmesi" ile "Sınır dışı askeri harekat" arasında öncelik ve önem farkı bulunduğunun vurgulanması, bizim demokrasi modelimizin kendine özgü yapısını da sergilemiyor mu?
HANGİ ÖNCELİKLER Ya da hangimiz, tüm Ankaralıların "Önce terörle mücadele, sonra da AK Parti iktidarının sona ermesi" dediğini söyleyebilir. Veya bazıları, "Kuzey Irak yüzünden Türkiye ile ABD'nin arasının açılması önemli değil. Bu olsa olsa AK Parti ile ABD'nin arasını açar. Sonra ilişkiler yine düzeltilir" diye düşünmüyorlar mıdır? Ben bunu 1974 Kıbrıs Harekatı sırasında da görmüştüm. O dönemde iş yine bir iç politika kavgasına dönüştürülmeyip, ulusal uzlaşmayla Kıbrıs'ta kalıcı bir çözüm aransaydı, Ecevit askeri zaferi seçim zaferine dönüştürmeye çalışmasaydı, Milliyetçi Cephe yerine CHP-AP koalisyonu kurulup, Ecevit ve Demirel birlikte ulusal çıkarlar için çalışsalardı, 30 yıl sonra da Kıbrıs Türk dış politikasının ipoteği olmazdı. Özetle Washington da Ankara da birden fazla sayıda varlar. Ama Washington'dakiler için, anayasal demokrasi en öncelikli mesele.
|
|
 |
|
|
|
|
|
 |
|