|
 |
 |
 |
Artık içmeyin paşam
Gazi Mustafa Kemal, Latife Hanım'ın çenesini kavrayıp yüzünü kaldırdı. Ama iki karbeyazı el bu koruyucu erkeğin bileklerini tutup aşağıya çekti.
Mustafa Kemal, "Sizi köşküme götürmeye geldim" diyerek aniden karşısına çıkan Latife Hanım'la konuşuyordu. Latife Hanım, Yunanlılar'la yaşadığı sıkıntıları anlatmaya koyulmuştu. - Küçük hanım o halde sizi neyle suçladılar? - Sizinle ilişkim olduğuna inandıklarından. - Benimle mi? - Evet, halbuki yalnız hissi bağlarım vardı ve bu tek taraflı ilişkimi Yunan ordusuna anlatamadım. Başkomutan, kızın bir adım yakınına geldi. Bir şey söyleyecekti. Fakat o anda kapı vuruldu. Kimse cevap vermedi. Kapı açıldı ve kurye odaya girdi. - Özür dilerim ekselansları bir haber var. Gazi endişeyle sordu. - Yaklaş, söyle neymiş o haber? - Son Yunan gemisi de gitti. Küçük Asya topraklarında artık Yunan askeri kalmadı. - Ya yangın? - Yayılmasını önledik. - Teşekkür ederim. Mustafa Kemal yazı masasının önünden ayrılarak kızın arkasında durdu. Latife başını kaldırdı, siyah gözlerinden kıvılcımlar çıkıyordu. Ansızın sordu. - O halde geliyorsunuz. - Bakıyorum küçükhanım siz karar verdiniz bile. - Evet, İzmir'de korkunç fırtınalı günler yaşadığım zaman kararımı verdim. Siz sonunda zafer kazanarak İzmir'e girdiğiniz sırada köşkümüzde karargâh kurmanıza karar vermiştim ben.
GAZIMIZ BİTİYOR Mustafa Kemal'in eli Latife'nin beyaz kadife gibi yüzünden, yuvarlak çenesine doğru değerek başını yukarı kaldırdı. Kemal'in başı ise aşağıya indi. Fakat iki karbeyazı el, birdenbire ortaya çıkan koruyucu güçlü, sıcak erkek elini çenesinden aşağıya kaydırdı. Mustafa Kemal sandalyeden geri adım atarak, - Bu lamba her halde sönecek? - Gazınız yok mu? - Yok. - Bizde çok var. bu gece bizim köşkte uyuyacaksınız değil mi? - Küçükhanım söz verir mi acaba? - Aksine sayın Başkan sizin söz vermeniz gerekir. - O zaman oraya niye kalmak üzere geleyim ki? - Oraya istirahat etmek, boş zamanınızı iyi geçirmek için geleceksiniz. Adamlarınız vasıtasıyla benim kim olduğumu öğrenin ve söylediklerim doğru ise zaman bu gece kurmay başkanlarıyla birlikte geliniz. - İçelim küçükhanım. Latife Hanım yazı masası üzerinde sıralanmış boş şişelere doğru eğilerek sordu. - Kim içti bütün bunları? Gazi kalın kaşlarını kaldırarak, - Ben. Kadın ses tonu yüksek ve güçlü bir tavırla, - Sizin bu kadar içki içmenize müsaade edilemez. Neden bu kadar fazla içiyorsunuz? Sigara izmaritleri ile dolu olan sigara tablasını kaldırarak, - Kim içiyor bu kadar sigarayı? - Ben...
EMİR Mİ VERİYORSUNUZ' - Günde kaç sigara içiyorsunuz? - Otuz, kırk kadar. - Bundan vazgeçmeniz gerekli. Genç kadın, kısa bir aradan sonra sordu: - Ne zaman hareket ediyoruz? Paşa bir sandalye çekerek, - Oturun!.. Kız oturdu. Başkan bir sigara yaktı, Latife sordu: - Bu kırkıncı sigara mı? - Hayır küçükhanım, bugün bu ellinci sigara. Stresli bir gün geçirdim. - Sigarayı yakmayınız. - Affedersiniz ama tutkularımı ben yönlendiririm. - Paşam sizin tutkularınız Türkiye'yi ilgilendirir. - Küçükhanım bakıyorum benim tutkularımla içten ilgileniyorsunuz. - Sigara ve içki ile ilgili olarak. - Bana emir mi veriyorsunuz. - Bir memleketi emri altında tutanlar, birilerinin dediklerini de dinlemelidir. - Sizin dediklerinizi mi? - Şimdilik benim dediklerimi, hem ne var bunda? Gazi bardağı doldurmak istedi, fakat kadının kolları ona mani oldu. - Ben içmiyorum sayın Başkan. Siz de içmeyiniz. Kızmayınız ama artık bu kadar yeter!.. - Küçükhanım siz benim gözümü korkutmak mı istiyorsunuz? - Odalar hazır, emrinizi bekliyor! - Söz veremem. Burada, kıtada kalmam lazım.
|
|
|
|
|
 |
|
 |
|