 |  |
  |
|
Andıç tartışması
Bir süredir medyada bir andıç muhabbetidir gidiyor. Kimileri "andıççılar" tarafından kullanılmış, kimileri "andıçzede" olmuş. Ben kendi payıma 28 Şubat dönemini farklı yaşadım. Bu sürecin paralelinde gelişen "Şemdin Sakık'ın yakalanması" olayında "birileri" benim adımı bu davaya sokmak istedi. Sakık'ın ifadesinin alınmasına "müdahale" edenler, ifadede benim adımı geçirmeye çalıştılar. Bir yandan PKK'nın ölüm listesinde olan ben, diğer yandan Şemdin Sakık ifadesine zorla sokuşturularak DGM'ye davet edildim. Aklı başında bir savcı "Fatih Bey, durumu biliyorum ama ne yazık ki, bu ifadeyi almak zorundayım" diyerek ifademi aldı. Sonuçta yargı tarafından aklandım. Diğer yandan 28 Şubat süreci işliyordu. Ben bu süreci farklı değerlendiriyorum. Türkiye'de demokrasinin "Canınızın çektiği istasyonda inemeyeceğiniz bir tren" olduğunu göstermesi bakımından 28 Şubat süreci "yararlı" olmuştur. Ama diğer yanda kendi yanlışlarını içinde barındırmıştır. Gazetecilere yönelik tavır da bunların başında geliyordu. Sabah gazetesi, Mehmet Ali Birand ve Cengiz Çandar'ın görevlerine son verdiğini açıklayınca, ben hemen her ikisine de telefon açtım, "Size yapılanı kendime yapılmış olarak algılıyorum. Yazamadığınız yazılar için köşemi kullanabilirsiniz. Benim köşemde imzalı olarak yazabilirsiniz" dedim. Her iki yazarın fikirlerine zerrece katılmıyordum ama yapılanı da doğru bulmuyordum. Çandar teşekkür etti ve böyle bir şey istemediğini söyledi. Birand ise birkaç gün süreyle yazılarını benim köşemde yazdı. O sırada Genel Yayın Yönetmenim olan Ertuğrul Özkök'e de "Bence bu iki yazara Hürriyet'te yazdırmalıyız" dedim. Bu fikrim kabul görmedi. Süreç normale dönünce Birand, Posta'da yazmaya başladı. Aslına bakarsanız o dönemle ilgili yazılacak çook şey var ama belki daha sonra...
|