  |
|
Plazma kalsın arkadaşım gelsin
Kendisiyle barışamayan; saçıyla, eviyle barışamayan mobilyalarıyla oynarmış... Ey iki haftada bir koltuğun, masanın yerini değiştirenler... Mutfağa bakıp bakıp "Ay yeşil burayı çok açar" deyip önce yeşile, üç ay sonra yeşil kesmeyip sarıya boyatanlar. Hatta her alışverişte üç beş tane kokulu, kokusuz, içine ya da dışına akan mum almayı görev bilen, eve gelince mumları nereye dizeceğini bilemeyenler! Bakın geçen gün tanıdığım Hakkari'den kalkıp İstanbul'a yerleşmiş genç bir abi ne dedi? "Bugüne kadar on beş-on altı evim oldu, evin en kötüsünde yaşadım ama anladım ki bir evi güzel yapan o eve girip çıkan insanlardır!" Hah! 'Al sana bir kaya nereye dayarsan daya' dedikleri budur. Evinde bir tane su ısıtıcısı, düdüklü tenceresi ve bol bol fiyonk makarnası bulunan bu arkadaş evini güzel yapanın gelen dostları ve evini paylaştığı arkadaşı olduğunu söylüyor işte. Buyrun... Yok "Çatal bıçak takımım Amerikan servislerine uymadı", yok "Kanepenin kırmızısı demode oldu", "Yüz ekran televizyon yetmedi, hanimiş benim plazmam?" diye tepişip durmanın anlamı var mı şimdi? İpek çarşaflarınız, beş oda üç banyonuz, jakuziniz, boğaz manzaranız, işinize yürüme mesafesinde oturmanız, site güvenliğiniz beş para etmiyor işte. Kocanızla kavga etmenizi, ev arkadaşınızın vurdum duymazlığından illallah etmenizi, eve iki adım ileri bir adım geri zoraki gitmenizi ya da yapayalnız kalıp uykunuzun gelmesi için dua etmenizi engellemiyor. Uzun lafın kısası; ben eve ev demem mutluluğum olmadıkça...
|