Vahdettin hain miydi?
Genç bir edebiyat meraklısı, ünlü bir roman yazarının imza gününe gelmiş... Yanına sokulmuş ve "Size yalvarıyorum" demiş, "Ben de roman yazmak istiyorum. Lütfen bana bir ipucu verin, kitabımın beğenilmesi için ne yapayım?" Yazar delikanlıya şöyle bir bakmış, "İçinde asalet ve seks olan, ismiyle merak uyandıran bir kitap yaz" demiş, "Türk halkı böyle konulara bayılır..."
Delikanlı çalakalem girişmiş romanına... Bir dahaki imza gününde yeniden gelmiş ünlü roman yazarının yanına... "Yazdım" demiş, "Kitabımın adı, Kontes'i Kim Becerdi?" Ünlü yazar delikanlıyı hatırlamış... "İyi yapmışsın" demiş, "Ama o günkü telaş arasında unuttum, içine biraz da din koyman lazım, tam tutması için..."
Delikanlı romanını elden geçirmiş... Bir dahaki imza gününde yeniden gelmiş ünlü roman yazarının yanına... "Tamam usta" demiş, "Kitabımın adı, Allah Allah Bu Kontesi Kim Becerdi?"
Son günlerde hemen herkesin dilinde olan "Vahdettin tartışması" budur... Ecevit bir kitap yazıyor. Ve, kitabında Vahdettin için "O hain değildir" diyor. Ben size söyleyeyim, "best seller" olur...
Ecevit maalesef çok kötü bir "final" yapıyor. Yürüyemeyecek hale gelmesine rağmen "koltuğundan kalkmayarak", bunların tek başına iktidar olmasını sağladı. Şimdi, "koltuğundan kalkmamak" için memleketi satan Vahdettin'i aklamaya çalışıyor, yobaz gazetelerin alkışları arasında...
Kitap fıkrasına dönersek... Vahdettin dedin mi, "asalet" var demektir. E bizim asalette harem de var, "seksi" iş... Peki "din" bunun neresinde? Neresinde olduğunu, Ecevit'i ayakta alkışlayan dinci gazetelerin satır aralarında görebilirsiniz... Çünkü Vahdettin'i aklarsan, hemen peşinden "halifenin zaten hiç günahı yoktu" tartışmasının fitilini ateşlersin... Yobazın alkışı bundan.
Zarfı bırakıp, mazrufa bakalım biraz da... Yani, kitabın satış ambalajına değil, içeriğine... Temel soru şu: Vahdettin hain miydi?
Memleketi sattı, Mustafa Kemal'in asılmasını kabul etti, İngiliz gemisiyle kaçtı... Yine soralım: Bunları yapan adam hain midir? Bence olamaz. Çünkü "vatan haini" olmak bile "yürek" ister. Vahdettin ise, "hain" bile olamayacak kadar "zavallı" bir adamdı.
Bu milletin çocukları İngiliz'i İstanbul'a sokmamak için mermiye kafa uzattı Çanakkale'de. Canını verdi tümen tümen... O ne yaptı? Yatak odasına bile giren İngiliz'e, bırakın o süslü koleksiyon tabancalarıyla mermi sıkmayı, bir tokat atma cesaretini bile gösteremedi. Bu kadar mı kıymetliydi, elbet bir gün nihayete erecek o sefil canı? O kadar kıymetliydi...
Ben iddia ediyorum: Bir tokat... Alt tarafı bir tokat atma yüreği olsaydı, bugün Türkiye'nin her yerinde heykeli olurdu sünepe padişahın.
Özetle... Vahdettin, loş saray odalarında fare gibi yaşadı, İngiliz gemisinin ambarında fare gibi sonlandırdı muhteşem Süleyman'ın, Fatih'in Yavuz'un neslini. Mustafa Kemal'in koltuğuna oturma onurunu yaşayan, bu millete yıllar sonra yeniden toprak kazanma gururunu yaşatan Ecevit ise, kötü bitiriyor. Yazık...
|