Venedik
Film Festivali'ndeki filmleri izleyebileceğiniz sekiz salon bulunuyor ve bunların hepsi de birbirine çok yakın. Filmlerin seansları İstanbul Film Festivali'nden farklı olarak değişiklik gösterebiliyor, yani dört temel seansın yerine, filmlerin uzunlukları temel alınarak hazırlanmış bir takvim var. Yani her 13:00 seansından sonra 15:00'te film izleme kaidesi geçerli değil Venedik'te. Bu, akılda karışıklıklara neden olsa da, elinizden eksik etmediğiniz kitapçığınız sayesinde hata yapmanız neredeyse imkansız. Her filmin üç defa -en azından yarışma seçkileri için durum bu- gösterildiği festivalde, bu gösterimler halk, basın ve sinema endüstrisinden olanlar için eşite yakın şekilde paylaştırılmış. İzlemeyi çok isteyip de başaramadığım tek bir film oldu festival boyunca, o da
Kuzuların Sessizliği filminin yönetmeni Jonathan Demme'in 2005 Katrina kasırgasının felaketzedelerinden Carolyn Parker'ın hayatını anlattığı, Orizzonti (Ufuklar) yarışma filmlerinden
I'm Carolyn Parker, the Good, the Mad and the Beautifudu. Hızla unuttuğumuz ve hiç yaşanmamış gibi yaptığımız felaketlerden sadece biri olan New Orleans kasırgasının ardından yaşananlar, özellikle de HBO yapımı
Treme dizisini izlemeye başladığımdan beri çok ilgimi çekiyordu, artık bir başka sefere...
KATE WINSLET, ÜÇ YAPIMLA FESTİVALDE
Festivalde dört yarışma bulunuyor. Ana yarışma, Orizzonti, Controcampo Italiano ve Luigi de Laurentiis ilk film ödülü. Ana yarışma ya da Venezia 68 olarak adlandırılan ilk bölümde; George Clooney'den David Cronenberg'e, Yorgos Lanthimos'tan Abel Ferrara'ya 23 uluslararası yönetmenin filmleri yarışıyor. George Clooney'nin
The Ides of Marchfilminin gösterimiyle açılışını yapan festival, artık neredeyse İtalyan vatandaşlığına geçecek aktörden dönme yönetmen Clooney'nin beşinci yönetmenlik denemesi. Benim bu kategoride görmeyi heyecanla beklediğim filmlerden David Cronenberg imzalı
A Dangereous Method- Tehlikeli Bir Yöntem, psikanalizin yaratıcıları Sigmund Freud ve Carl Jung'un tanışmalarını ve ardından gelişen ilişkilerini anlatıyor. Ancak Michael Fassebender, Viggo Mortensen ve Keira Knightley'nin başrollerinde oldukları ve beklentimin karşılığını bulamadığım bir film oldu bu. Aynı kategoride yarışan,
Respiro'ten hatırlayabileceğiniz İtalyan yönetmen Emanuele Crialese'nin
Terrafermafilmi, Sicilya'da küçük bir adada yaşayan ve balıkçılıkla geçinen bir ailenin günün birinde denizin ortasında karşılarına çıkan Afrikalı mültecilerle karşılaşmalarının ardından başlarına gelenleri, acıyla tatlının ahenkli bir birleşimi olarak taşıyor ekrana. Bu seçkide yer alan en iddialı yapımlardan biri de, kariyerindeki başarılardan dolayı için 1993 yılında festivalden Altın Aslan almış olan Roman Polanski'nin filmi
Carnage. Yine bir sabah izlediğim film, Jodie Foster, Kate Winslet (festivalde üç yapımda birden yer alıyor bu sene Winslet), John C. Reilly ve
Inglorious Basterds ile Oscar kazanan Avusturyalı Christoph Waltz'ın performanslar savaşı adeta. Yasmine Reza'nın tiyatro eserinden ekrana, Polanski'yle birlikte aktardığı ve tek bir mekanda geçen filmin, senenin galibi olma ihtimali oldukça yüksek.
HER ŞEYİ GÖZE ALAN GENÇ YÖNETMEN
Gelelim Orizzonti-Ufuklar seçkisine... Yine bir yarışma olan bu bölümde dünya sinemasındaki yeni ufuklar keşfe çıkılıyor. Benim kişisel favorim New York'ta yaşayan İranlı yönetmen Amir Naderi'nin filmi
CUT. Japonya'da, Japon aktörlerle, Japonca çekilen filmin başrolünde
Dolls-Bebekler'den hatırlayabileceğiniz Hidetoshi Nishijima, kendini sinemaya adamış ve yeni bir film çekebilmek içın her şeyi göze alan genç bir yönetmeni canlandırıyor. 2008'de
Vegas: Based on a True Story ile mansiyon ödülü kazanan, gerçek bir sinema tutkunu Naderi'nin hayatının filmi olarak nitelenebilecek yapım, sinema sanatına yazılmış bir türkü adeta. Bir de Luigi de Laurentiis, ilk filmlere verilecek ödüller var ki bu bölümde bizden biri, Serra Yılmaz da jüri üyeleri arasında bulunuyor. Festivalin ana yarışmasının jüri başkanı, geçen yıl
Black Swan-Siyah Kuğu ile festivalin açılışını yapan ve 2008'de
The Wrestler-Dövüşçü ile Altın Aslan'ın alan Darren Aronofsky. Jürinin geri kalanı ise yönetmen Todd Haynes, müzisyen David Byrne, yönetmen Mario Martone, sanatçı Eija-Liisa Ahtila, oyuncu Alba Rohrwacher ve yönetmen Andre Techine'den oluşuyor. (Deniz Toköz - bugunnelerizledim.blogspot.com)
SAĞ YANIM AL PACINO
Festival boyunca orada burada ama özellikle de kırmızı halı öncesi basın toplantılarının birçoğunun düzenlendiği Hotel Excelsior'da, ünlülerle karşılaşmak işten değil. Asia Argento, Al Pacino ya da Kate Winslet hemen yanınızda bitiverebiliyor. Dünyanın dört bir yanından gelen gazeteciler için pek çok olanak ve kolaylıklara sahip festival, günün her saati belki 100'den fazla bilgisayarla donatılmış basın odası gibi 'lüks'leriyle beni tavlamak için yeterli oldu. Her şeyin en estetik olanına ve rahatına muhtaç İtalyanlar ise film sıralarında beklemekten ve organizasyonun ufak aksaklıklarından şikayetçiydi. Yarışmaların sonuçlarını öğrenemeden yazıyorum bu yazıyı. Tahminim büyük ödülün Roman Polanski'nin Carnage'ı, Emanuele Crialese'nin Terraferma'sı ve Yunanistan'ın absürd traji-komedyası Alpeis filmlerinden birinin alması yönünde.
Haber Girişi
Mete Efendioğlu - Editör