Size bir mektup aktaracağım.
Devlete ve millete dair ikiyüzlülüklerimize yaşlı, yorgun bir ayna.
İçinde hüzün var.
Binlerce kilometre ötede
"başkalarının savaşı"na sürüklenerek oradan
"721 şehit, 2 bin 147 yaralı" ile dönen,
"234 esir, 175 kayıp" bırakan,
"kahramanlık destanları" kutsandıktan sonra...
En arkaya atılan
"kalanlar"ın burukluğu.
Aralarında rahmetli
"Tabip Albay dayım" da vardı.
Onun Uzakdoğu dönüşünden, oğullarına ve sonra bana da
"Japon malı kurşun askerler" düşmüştü!
Ve fakat...
Mektubun her köşesinde, belki artık birçok kişide bir duygu uyandırmayacak derin hüzün var da...
Beni irkilten bir şey son satırında
"saklı".
***
"Sayın Talu, 80 yaşında bir Kore Gazisiyim.
Son Kurtuluş Savaşı Gazisini de uğurladıktan sonra yaşlı gaziler olarak biz kaldık.
Bizler için köşenizde bir şeyler yazmak lütfunda bulunur musunuz? Minnettar kalırım.
Hiç kimsenin üzerine eğilmediği konulara değiniyor, daima doğru bildiklerinizi hiç korkmadan yazıyor ve konunun üzerinde hassasiyetle duruyorsunuz.
Devletimizin bize bakış açısını bir türlü anlayamıyorum.
Devletin iki kurumuna makul ve mantıklı yazmış olduğum dilekçelerim aylardır cevapsız.
Ulusal bayram törenlerinde artık protokol tribününün en arkasına atılıyoruz. Kılık, kıyafetimiz muntazam olduğu halde.
Askeri kampların plajlarına günübirlik bile olsa girip çıkma izni verilmiyor. Sekseninde bir Kore Gazisine veya bir Kıbrıs Gazisine bir gün için bile olsa izin verilse yasaklar mı çiğnenir?
Üç ayda bir aldığımız Gazi maaşı 950 lira. Hiçbir sosyal güvencesi olmayan arkadaşlarımızın durumu çok kötü.
Oysa, 60 yıl kadar önce şöyle yola koyulmuştuk: Ölürsem şehit, sağ kalırsam gazi olurum!
Mektubuma son verirken, en derin saygılarımı iletir, en kısa zamanda Dipsiz Kuyu'da gazilerle ilgili bir yazınızı büyük merak içinde bekleyeceğimi bildirmek isterim."
***
Ve
60 yıl önce Kore'ye yollanmış...
Süngüyle, göğüs göğse çarpışmış...
Şehit arkadaşlarını saymış...
Esir ve kayıp arkadaşları için yanmış...
Artık 80'ine varmış yiğit bir Gazi bile...
Mektubunun (ve Allah uzun ömürler versin ama 80 yılın) sonunda diyor ki, istiyor ki, rica ve teşekkür ediyor ki...
"Lütfen adım sizde saklı kalsın."
Ezcümle son cümle bu!
***
Tabii ki basitleştirmem, indirgemeci olmam ama...
İşte, çok şeyin başı, çok ciddi bir püf noktası.
Can alıcı, can yakıcı, can sıkıcı "üf" noktası. Of noktası, pof noktası, ah noktası, vah noktası.
Bu memlekette cumhuriyet, demokrasi, hukuk devleti, hak ve özgürlükler gölgesinde...
Siyasetçisi, bürokrasisi ve elbet askeriyesi ile
"Devlet"...
Korkusuz savaş meydanlarını yarım asır geride bırakmış bir Gaziye bile...
80'inde dahi...
Bir yandan kenarlara, arkalara iteklerken, bir yandan da...
"Adım sizde saklı kalsın" endişesi salmış, ruhunun bir parçası kılmışsa...
Konuşmaktan, itiraz etmekten, mimlenir olmaktan çekinir halde tutmuşsa...
Tabii bir yandan helal olsun da...
Esas, yazıklar olsun!
İşte sözde yüceltilen Gazi, işte Yüce Devlet, işte Yüce Millet...
Buyurun.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın
Bugünkü Tüm Yazıları
Nasıl bir korkudur ki, bir Gazi'yi bile, 80 yaşında dahi kovalar!