Türkiye'nin en iyi haber sitesi
İBRAHİM KALIN

Kürt sorununu büyük Türkiye vizyonu çözecek

Kürt açılımının çerçevesi belli oldu: Demokratikleşme. İçişleri Bakanı Beşir Atalay sorunu Kürt meselesi değil, bir demokratikleşme sorunu olarak tanımladı. Bu, Kürt sorununun hükümetçe yok sayıldığı anlamına mı geliyor?
Başbakan dahil pek çok hükümet üyesi ve siyasi "Kürt sorunu" ifadesini daha önce kullandı. Başbakan son olarak Kürt açılımı dedi. Dolayısıyla ortada bir inkâr yahut kaçamak oynama tavrı yok. Fakat "Kürt sorunu" ifadesinin belli çevrelerde rahatsızlık uyandırdığı da malum. Kulaklarımız Kürt kelimesine ve türevlerine pek alışık değil. Çözüme doğru hızla ilerliyoruz ama hâlâ aşılması gereken ciddi psikolojik engeller var.
Hükümetin, sorunu bir etnik sorun değil, demokratikleşme meselesi olarak tanımlaması doğrudur. Kürt sorunu dahil Türkiye'deki bütün kronik sorunların temelinde demokrasi zaafı vardır. Anayasa, laiklik, sivil-asker ilişkileri, Aleviler, gayrimüslim azınlıklar, ekonomik fırsat eşitliği... "Sistemle ilgili" bütün bu sorunların temelinde Türkiye sosyolojisi ya da tarihi değil, demokrasiyle olan çarpık ilişkimiz yatıyor.

Küçük Türkiye milliyetçiliği

Sorun Türkiye sosyolojisi değil diyorum çünkü önümüzde kocaman bir tarih laboratuarı var. Altı asır bireysel ve kültürel kimlikleri nedeniyle kavga etmeyen iki topluluk nasıl olur da birbirine tahammül edemez hale gelir? Kürtle ve Kürtlükle varoluşsal bir sorunu olan bir Türk kimliği (eğer böyle bir şey varsa), Osmanlı tecrübesinden nasiplenmemiş demektir. Cumhuriyetin kuruluş tecrübesi de bundan farklı değildi. İlk Meclis'teki Kürt mebusların hangisine Kürt olduğu ya da Kürtçe konuştuğu için muhalefet edilmişti?
Arapla, Farsla ve Kürtle kavga eden Türk, küçük Türkiye milliyetçiliği yapıyordur. Böyle bir Türk kimliği, ne kendi içinde milli birlik ve beraberliğini koruyabilir, ne de bölgesinde huzur ve istikrarın adresi olabilir. Türkiye bölgesinde ve giderek dünyada "oyun kurucu" ve "düzen koyucu" bir aktör haline geliyor. Biz istesek de istemesek de bu, tarihin ve coğrafyanın önümüze koyduğu bir görev. Türkiye'nin içerde demokratikleşmesi, dışarıda özgüvenle hareket etmesi demektir.

Cumhuriyet felsefesini hatırlayalım

Cumhuriyetin temel felsefesi, cumhur için adaleti tesis etmektir. Adalet, herkese sofrada yer açmaktır. Lokmayı paylaşmaktır. Aynı havayı soluduğumuzu idrak etmek, bu idraki paylaşmaktır. Garibana, mazluma kol kanat germektir. Gözyaşını silmektir, gönlünü almaktır. Adalet mahkeme salonunda karar vermekten ibaret değildir. Adalet aynı zamanda bir histir, bir duyuştur, empatidir, muhabbettir.
Cumhur, Ankara'daki bürokrat ya da İstanbul'daki "asilzade" (bizde kaldı mı asilzade!) değildir. Cumhur devletin tepesine çöreklenmiş, kerameti kendinden menkul, kendini elit zanneden ama aslında bürokratik bir güruhtan başka bir şey olmayan sınıflar da değildir.
Cumhur herkestir. Türkiye Cumhuriyeti çatısı altında yaşayan her bireydir. Devlet adaleti tesis ederken bu cumhurun diline, dinine, etnik kökenine, adına, ailesine, ideolojisine, partisine bakmaz. Bakarsa o demokratik değil, kandırmaca bir cumhuriyet olur. Bu yüzden Cumhuriyet adildir, eşitlikçidir, demokratiktir. Herkesi bir tarağın dişleri gibi eşit görmeyen bir sistemin adı ne cumhuriyettir ne de demokrasi.
Ana hedef cumhur ile sahici demokrasi arasındaki engelleri ortadan kaldırmaktır. Bu engeller ortadan kalktıktan sonra cumhurun her bireyi özgürce istediği tercihte bulunsun, istediği dili konuşsun, istediği siyasi partiye üye olsun. Cumhuriyetin ve demokratik olgunluğun terbiye edici mekanizması kendi doğallığı içinde "normalleştirsin" bunları.
Türkiye'nin veresiye ve sahte değil asli ve sahici demokrasiye ihtiyacı var. Kürt sorununun çözümü Kürtleri yahut başka bir grubu değil, demokratikleşmeyi merkeze almaktan geçiyor. Çözüm sürecini demokrasi değil Kürt merkezli hale getirirseniz bilerek ya da bilmeyerek etnik kimlikleri daha da derinleştirir, hatta bıçkınlaştırırsınız. Bu, Kürtlerin haksızlığa uğratıldığı, yok sayıldığı gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Tersine bu yaraları sarmak, devlet ve toplum olarak hepimizin görevi. Bunun için de adımlar atılmak zorunda.
Fakat sonuç aynı: Kürt sorununu büyük Türkiye vizyonu çözecek.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA